Navigate / search

#peoplemakethebrand Konferansı – İzlenimlerim

İşveren markası kavramı son dönemlerde önemini şirketler gözünde daha da artırmaya başladı. Tüketici markası olmanın yanında, çalışanlarına değer veren, onlara bir kariyer sunan, gelişim imkanlarıyla onları destekleyen ve “tercih edilen” bir şirket olmayı kim istemez ki?: Hem ürünleriniz bilinip tercih edilecek, hem de sizi bir işveren olarak adaylar çekici bulacak.

İşveren markası yönetimi yapmak ve “yönetiyormuş” gibi yapmak arasındaki en önemli farklardan biri “Outside in”  bakış açısıyla içine kapanmadan dışarıda neler oluyor bakmak, okumak, araştırmak, kendini sürekli yenilemek. İşte bu bakış açısıyla kasım ayında Dinamo Training tarafından düzenlenen “People Make the Brand” konferansına katıldım. Adı üstünde: insanlar markaları yönetiyor, iyisi de oluyor kötüsü de oluyor. Ama her şey dönüp dolaşıp yine insanlarda bitiyor. İK’nın liderliğinde, pazarlama ve pazarlama iletişimcilere, yöneticilere büyük görevler düşüyor.

Konferansta özellikle Universum’un Türkiye trendlerini anlatacağı sunumu ve global işveren markaları yöneten konuşmacılar ilgimi çekmişti. Bunun yanında ana sponsor Garanti’nin de işveren markası yolculuğundan gerçekten çok etkilendim.

Evrim Kuran’ın açılış konuşmasındaki mesaj şuydu: İşveren Markası’nı siz yönetmezseniz, o kendi kendini yönetir, ve sonunda da yine bu durumu yönetmesi gereken siz olursunuz. Çalışan bağlılığının düşüşüyle başlayan sinyaller, müşteri kaybı ve organizasyonel çekicilik sorunlarıyla devam eder, sonunda kalıcı marka hasarları doğabilir. Bu konuda zaman, emek ve bütçe ayırmanın zamanı geldi, geçiyor bile!

Universum’dan Claudia Tattanelli’ye göre, global ve lokal işveren markalama bir yolculuk. Sürekli iyileştirmeler ve revizeler yapmanız gereken, asla içinize kapanmadan sürekli pazarı izleyerek nerede ne oluyor takip etmeli ve aksiyon almalısınız. Öncelikle yapılması gereken ihtiyaç ve beklentileri belirlemek, hedef grubu tanımlamak, mevcut işveren markasını ölçmek ve içselleştirmek, rekabet ortamını değerlendirmek ve şirkete özel “marka önermelerini” yaratmak/bulmak, sonrasında uluslararası bir şirketseniz “glokal” bakış açısını oturtmak, yapılanları genel bir bakış açısıyla değerlendirmek ve gerektiği yerde aksiyon almak. İşte tüm bu aktiviteler bütünü, başarılı bir işveren markası oturtmak ve sürdürmek için olmazsa olmaz.

Buradan çıkartılabilecek en büyük derslerden biri global firmaların global “işveren marka önermelerine” körü körüne bağlı kalmadan, işveren markası aktivitelerini lokalleştirmelerinin gerekliliği. Yerel tat ve duyuları bilmeden, beklentileri anlamadan işveren markası konumlandırmak gerçekten çok zor. Ki bunun en büyük örneği ve destekleyicisini de yine Universum’un yaptığı araştırma sonuçlarından görüyoruz: ülkelerin beklenti ve öncelikleri büyük farklılıklar gösteriyor. Üniversite öğrencileri arasından yapılan araştırmaya göre, globalde öğrencilerin beklediği ve önem verdiği konuların başında “İş ve Özel Hayat Dengesi” kurabilmek gelirken, Türkiye’de “lider rolü üstlenmek, bir ekibi yönetmek” geliyor. Yani globaldeki beklenti ve önceliklere göre bir işveren markası önermesi yaratıp, “burada hem işinize hem özel hayatınızda refahı yakalayın” derseniz, Türkiye’de bu beklediğiniz etkiyi vermeyebilecek. Claudia bu noktada hep şunu vurguladı: “Localize, localize, localize!”

 Önceki yazılarımda şirketlerin “Kurumsal Girişimcilik” ile ilgili bir an önce aksiyon alması gerektiğini, yüksek yetenekli öğrencilerin kendi işlerini kurmak istedikleri için şirketlerin bu yeteneklerden mahrum kalacağını anlatmıştım. Universum’un araştırması bunun ayrı bir kanıtı oldu. Türkiye’deki öğrencilerin %17’si mezun olduktan sonra kendi işini yapmak istiyor, dünyada bu konuda 5.’yiz. Bunun yanında ücret beklentisi bakımından aylık 1305 $ ile sondan 4.’yüz, ücret beklentisi bakımından kadın ve erkekler arasında büyük bir farka da rastlanmamış. İşletme öğrencilerine inceleyecek olursak, bu öğrencilerin şirket tercih ederken ilk kriterlerinden biri gelecekteki kariyer için referans niteliği taşıyan bir şirket olması. Terfi olanaklarının olması, gelişim olanakları sunması, yaratıcı ve dinamik bir iş ortamının olması ve prestij de şirketlerde aranan özelliklerden.

 Universum’un dünya çapındaki tecrübelerinden yola çıkarak sunduğu öneriler ise şu şekilde:

  1. Geleneksel yolların dışına çıkın, cesur olun.
  2. Otantikliğinizi kaybetmeyin, şirket değerleriniz neyse onu söyleyin.
  3. Teknik taraflarınızla öne çıktığınız kadar, insan odağınızla da öne çıkın.
  4. Başarılarınızı paylaşın.
  5. Yetenekli çalışanlarınızı işe alım sürecinde dahil edin.

Uygulama örnekleri olarak, networking yemekleri, vaka çalışmaları ve ofis turlarının ne kadar faydalı olduğundan da bahsettiler.

Bu sunumdan sonra BAT, EY, Ferrero gibi global markaların İşveren Markası yönetim yolculuklarını dinledik. Şirketlerin global marka önermelerini ülkelerde nasıl uyguladıklarını gördük. Universum da konferansı kısaca özetlemiş.

Faydalı geçen PMB,  2014’te de organize edilecekmiş. İlgililere duyrulur!

Comments

Ayhan Erkovan

Guzel bi yazi

irem

Çok teşekkür ederim.