Navigate / search

İstese de Bebeği Olmayan Anneler

Bu yazı emzirme, uyutma, kaldırma, lohusa sendromu vb. konularda olabilirdi. Ne de olsa yeni anneyim, hatta paylaşılacak öğretilerim bile olabilirdi. Ama öyle olmayacak. Bu yazının konusu “istese de bebeği olmayan anneler” ile ilgili olacak. Yani artık üyesi olmadığım, ama dibine kadar her duygusunu paylaştığım, gönlümün bir yanını onlara yardım etmek için ayırdığım o gruba dair olacak.

Çok erken evlenmedim, 28’imdeydim. 6 yıldır beraber olduğum hayatımın aşkıyla evlendim, hayatımın en güzel günüydü. Çocuk için evlenenlerden olmadım, hatta eşim bu konuda benden daha da istekliydi, ben hep erteleme eğilimindeydim. Gel gelelim yaklaşık 3 yıl sonra, artık bebek vakti geldiğinde bir taraftan düşünür bir taraftan çekinir oldum. İstiyordum, çocukları çok sever, onlarla türlü oyunlar oynar, ruhlarına yakın hissederdim. İstemiyordum, nispeten geleneksel bir aileden gelen bünyem, “daha çok gezilecek yer, içilecek kokteyl, yenecek yemek var, ertelediklerinin hepsini yap” diyordu. Ve bu ikinci düşünce sanırım daha ağır basıyordu… Kendime itiraf edemesem de.

Eşimi bir 6 ay daha oyalamış ve artık kaçılmaz noktaya gelmiştim. Tüm kontrollerimi tamamlayıp bu yola çıkmaya hazır olduğumu anladığımda serüven başlamıştı. İlk aylarda sadece “öylesine” olan denemelerimiz önce çeşitli kontroller sonra doktorlar ilaçlar olarak yaklaşık 1,5 yıl devam etti… Ben asıl bu süreci anlatmak istiyorum işte.

Her kadın evlenmek zorunda mı? Hayır. Peki her kadın anne olmak zorunda mı? Hayır. Ama toplum sizi şartlıyor, diyor ki “şu yaşta evlen, çocuk yap, hadi ikinciye ne zaman sıra gelecek…” Bu dayatmalar zincirinde sanki bir şeye geç kalıyormuşçasına başlıyorsun telaşa. İşte ben de böyle bir dönem yaşadım. Ve yaşayanların da bu yazıyla sesi olmak istedim.

En çok yıpratan şey şu oldu: “Onların var, benim neden yok…”. İnancıma bile karşıt olan bu düşünceyi elbette ki şunlar tetikliyordu:

  • Her ortamda bebek konusu duymak. Benimki böyle benimki şöyle konuşmaları… Özellikle böyle ortamlara çağrılıp gitmeyince küsülmesi duruma tuz biber eklemektedir. (Benim gitmememe anlayışla yaklaşan çok arkadaşım oldu. Hatta bir kere bir doğum gününe gidip ağlayarak çıktım, bunu bir daha yaşamak istemeyişimi hoşgördüler geniş yürekliler..)
  • Konuyu bilmeyen size uzak veya yakın olan kişiler. “Bebek ne zaman, ne zamandır deniyorsunuz?” soruları… Tanışalı daha yarım saat olmuş ise özellikle sorarlar… Ben bu kadar özel bir konuda neden sana yanıt vereyim güzel arkadaşım? Yine bir anektod. Şirketimizden bir arkadaşla yemek yiyoruz, konu ablasından açıldı. “Ben çocuk sahibi olsunlar istiyorum, soruyorum ama erteliyorlar” dedi. “Neden soruyorsun canım kardeşim? Ablanın çocuğu oluyor mu hiç düşündün mü?” diye sordum, dumur… İnsanların niyeti kötü değil, sadece düşünemeyebiliyorlar.. Çünkü bence bizden önceki neslin özellikle yaşamadığı bu sorun artık bizde sık yaşanıyor.. Ve kimse paylaşmıyor. Sanki her evlilik mükemmel, sanki herkes ilk ayında hamile kalıyor ve sanki her çocuk harika…
  • Anne olunca “kendini bulan” ondan önce bireyselliğine kavuşamamış kişilerin lafları, düşünceleri, sohbetleri ve elbette ki sosyal medya paylaşımları. “Anne olunca kadın oldum” tadında buldumcukluklar ve bunu da çevresine dayatmayı borç bilen bünyeler. Buna şöyle bir örnek vermek istiyorum. Açsınız ve önünüze en güzel biftek geldi, patatesli, dumanı üstünde, iştahınız yerinde. Ramazan ayında oruç tutan arkadaşınıza bunu gösterir misiniz? Tüp bebek tedavisini başaramayan arkadaşınıza da işte böyle bebek anlatmamalı, bu ulvi başarınızı gözüne sokmamalısınız. Ben bu konuyu unutalım demiyorum, elbette ki arkadaşlık her türlü paylaşımı gerektirir. “Burnuna sokmayın” diyorum.

Buraya kadar olan yazım tüm cemaat için. Ancak şimdi bu durumda olan, bu durumu araştıran ve çocuk sahibi olmayı hedefleyen arkadaşlarım için yazmak istiyorum.. Bunlar benim nacizane önerilerim, herkesin yolu farklı malum.

  • Eşinizi suçlamayın, biyolojik neden o da olsa. O sizin aşkınız, hayattaki yol arkadaşınız. Çocuk yapsanız da en çok ihtiyaç duyacağınız… Kalbini kırmayın. Çocuk sahibi olmazsanız da sizi sevecek, yardımcı olacak, destek olacak… Her düşüncenizi onunla konuşun.
  • Sakın pes etmeyin, farklı doktorlar deneyin, ilaçlar deneyin… Keçiboynuzu mu? Yapın. İncir soğan kürü mü? Deneyin.. Bir şeyler yapın, ama yapın ve bırakın.. Her saat bu konuyu düşünmek acıtıyor. “Ben elimden geleni yaptım” demek insanın içini çok rahatlatıyor. Ben çok da dua ettim. İnancınıza göre Allah mı dersiniz, pozitif evren güçleri mi… Onlara güvenin ve dilek balonlarınızı gökyüzüne göndermeyi unutmayın.
  • Konuşun, paylaşın. Hamile veya çocuk sahibi arkadaşlarınızın sizi anlamayacağını düşünmeyin onlara da anlatın ama bilirim ki özellikle bu konuda uğraşan insanlar daha iyi gelecek. Benim forumlara girip hiç görmediğim insanlara en özelimi anlatıp mailleştiğim paylaştığım doğrudur…Alakalı alakasız bazı durumlarda bu konuyu paylaştığım da doğrudur.
  • İyimserliğinizi ve mizahınızı hiç kaybetmeyin. Unutmayın ki, hayatta mizah duygusu olanlar gerçekten hayatta kalırlar, diğerleri kaldıklarını sanırlar. Belirli günlerde yakınlaşmanız gereken eşinizle bu işin de şakasını yapın.. Eşinizi hep yanınıza alın. Onu bu işteki “araç” olarak görmeyin. Çünkü bir noktadan sonra O da kendisini bir araç olarak görmeye başlayabilir ve bu çok can sıkıcı sonuçlara neden olabilir.
  • Her ay hamilelik testi sonucunu beklerken, evet bazen günler “beklemek olur”, mutlaka bir hobi edinin, kafanızı dolu tutun. Ben tenise başladım, yeni başlayanlar kategorisinde maçlara katıldım, genç bayanlara kadar yükseldim.. İnanılmaz yardımcı oldu. Hayatta bir zevkim daha oldu.
  • İçinize atmayın, insanları “bozmaktan”çekinmeyin. Ben yaptım, pişman değilim… Ne zaman çocuk mu diyor? Bozun. Kadınlık annelik mi diyor? Bozun. Tabi istiyorsanız…

Kapanışta, en büyük dileğim bu güzel duyguyu Allah her isteyene versin… Yolunuz açık olsun, gönlünüz ferah olsun, mutluluklar sizi bulsun…