Navigate / search

İnsan Kaynakları’nın Topluma Görevi (ve Don Kişot)

 

Bu yazıyı uzun zamandır kafamda derlemeye çalışıyorum. Her gün işimi yaparken hissettiğim o “vazife” duygusunu tanımlamak ve sizlerle paylaşmak uzunca bir zamanımı aldı. Belki kısa, ama sizlerde bir farkındalık yaratmayı amaçlayan bir yazı olacak.

İnsan Kaynakları’nın asıl işi, “insan” olduğundan, bu departmanı sadece bir şirketin iş ünitelerinden biri olarak görmek hem bir haksızlık hem de bir yanlışlık olur. İnsan Kaynakları her gün verdiği & veremediği kararlar, gördüğü & göremediği dinamikler ile mevcut çalışanlarının ötesinde, “topluma” dokunur. Elbette iyi, adil yada kötü & hak yiyen olarak. Gelin bu dinamikleri beraberce analiz edelim. (Ve önerileriniz de var ise artıralım…)

Aileler: İnsan Kaynakları’nın etkisi, sadece çalışanlara değildir. İnsan Kaynakları çalışanlar üzerinden ailelere, arkadaşlara da ulaşır. Ücret zammı sadece bir çalışanın banka hesabına gitmez, onun çocuğunun okuluna, evindeki buzdolabına da etki eder. İşte bu yüzden kaynak dağılımının adaleti çok önemlidir. Buna sadece maaş anlamında bakmak da yanlış olur. Yöneticisi tarafından mobbing’e uğrayan ve İK’dan yardım alamayan bir çalışan, eve gittiğinde nasıl bir psikolojiyle nasıl bir çocuk yetiştirecektir? Yoksa işyerinde baskıladığı sinirini evden mi çıkaracaktır?

Tedarikçiler: İnsan Kaynakları, sendikalardan tutun da sigorta firmalarına kadar birçok farklı paydaş ile birlikte çalışır. Bu paydaşlardan ne beklenir? Örneğin bir sendikanın talepleri karşılanmalı mıdır, yoksa çok mu astronomiktir? Bir kurumun kabul ettiği diğer kurumun kabul etmediği bir havuz içinde değerlendirilir ve bir standart oluşur. Sağlık sigortalarının verdiği teklifler, sağlık enflasyonunun üzerindeyse kabul edilmeli midir? İnsanı etkileyen tüm paydaşların hareket ve düzenleri İK’nın verdiği kararlar ile gün be gün şekillenir, baz belirlenir (yada yanlış belirlenir?) Bir de şu yönden bakalım. Bugün bir çok global şirketin çalıştığı iş ortakları (distribütörler, tedarikçiler, vb.) bu şirketlerin yanından bile geçemeyen uygulamalara sahiptirler, ve toplamda şirketlerden çok daha fazla çalışan istihdam etmektedirler. Bu global şirketlerin bu paydaşlarından da aynı çalışma politikalarını benimsemesini şart koyması, acaba bu paydaşların çalışanlarının hayatını nasıl değiştirecektir?

Politikalar: Bugün Türkiye’de asgari ücretin yetersizliği, kanayan yaralardan biridir (üzerinde en çok siyaset yapılan konulardan da biridir). Peki düşünelim, hangi şirket İK’sı “Biz bu asgari ücreti uygulamayalım, bizim için asgari ücret budur” diyebilip uyguladığı asgari ücretin üzerine çıkabilmektedir? Birleşip Çalışma Bakanlığı’nın kapısını aşındıran bir İK platformu mevcut mudur? Annelik izni kanunda 16 haftadır. Kaç “insan odaklı” şirketimiz, bu kuralın üzerine çıkmaktadır, yoksa her şeyi devletten mi beklemektedir? Unutmayalım ki, annelik izninin artırılmasının önündeki en büyük engellerden biri özel sektörün kadın istihdam etmekteki potansiyel gönülsüzlüğüdür. Özel sektör (yani onların İK departmanları) bu konuda kendisi bir inisiyatif başlatsa, kanun koyucular üzerindeki etkisi nasıl olacaktır? Devletin çalışma düzenini & politikalarını belirleyen Çalışma Bakanlığı ise özel sektörün politika koyucusu İK değil midir?

Sosyal Sorumluluk: Türkiye’de faaliyet gösteren tüm firmaların İK departmanlarını düşünelim. Kaçının bir sosyal sorumluluk projesi vardır? Kaçı bir sosyal sorumluluk projesi önerisiyle gelmiştir. “Ama patron ister mi?” diye soracağınızı duyar gibiyim. %80’i red yese bile %20’si için denemeye değmez mi? Tüm bunların yanında, belirli bir cironun üstündeki her şirketin yine belirli bir oranda topluma geri vermesinin de kanunlaştırılmasının güçlü bir savunucusu olduğum da doğrudur.

Yazımı bitirirken, özellikle İK profesyoneliyseniz, her sabah insana değer katmak için masanıza oturuyorsanız, sizde uyandırmak istediğim duygu “bir şeyler yapmalıyız”. Patronun kapısını aşındırarak da olsa, her gün bir konuda red yemek pahasına da olsa Don Kişot olmanın kimseye bir zararı olduğunu düşünmüyorum. (Tabii kaybetmeyi göze alacak kadar cesaretiniz varsa)

Bu konuda önümüzdeki günlerde bir konferansa başvurup sunum yapmayı arzu ediyorum. Sizlere yine blog üzerinden bilgi veriyor olurum. Esenkalın.