Navigate / search

Hikayelerin gücüne inanın!

 

Çocukluğumuzda ne çok öykü ve masal kitabı okurduk. Fabllar, Dede Korkut Hikayeleri…Büyüdükçe hepsi geride kaldı. Oysa ki kurumların bu hikayelere ve benzerlerine, hızlanan ve yoğunlaşan iş hayatı göz önüne alındığında her zamankinden çok ihtiyaçları var.

Hikayeler, insanları birarada tutan, iletişimi kuvvetlendiren ve verilmek istenen mesajın verilmesini kolaylaştıran araçlar.

Başınızdan geçen bir olayı, yada duyduğunuz olayları bire sunum sırasında anlattığınızda, kelimelerinizin gücünün arttığını ve gerçekten de karşı tarafın daha kolay ikna edilebildiğini göreceksiniz.

Peki bu durumu İK’ya nasıl uyarlayabiliriz? Hikayelerin gücünü bu alanda nasıl daha iyi uygulayabiliriz?

-Ağdalı dil kullanmayın. Yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için İK olarak dolaylı kelimeler kullanıyor ve çalışanlarımıza uzun cümlelerle hitap ediyoruz. Bu durum marka değerimizi düşürüyor. Mümkün olduğunca günlük dille kısa ve anlaşılır cümleler kurmaya çalışın. Bırakın müşteri grubunuz bağ kurabilsin, İK’yı ulaşılamaz görmesin.

-Yöneticilerinize hikayelerin gücüyle ilgili paylaşımlarda bulunun. Yöneticiler, bir organizasyonun kültürünün kurulmasında temel görevi üstleniyorlar. Bu bakımdan onların iletişimlerinde kendilerinden bir şeyler anlatmaları, hikayeleri kullanmaları istediğiniz kültürel dönüşümü hızlandırır. Gerekirse eğitimler ve koçluk programları kullanın.

-Kendi kitabınızı yazın. Kişisel gelişim kitapları, başka yerlerdeki en iyi uygulamalar ve öğretilerdir. Şirketinizde kitap yazılacak kadar hikaye her gün yaşanıyor. Bunları biraraya getirmek hem gelecek nesillere bir örnek teşkil eder, hem de hikayecilik mantığını ve bağlılığı körükler.

-Programlarınızı kullanıp (örneğin bir yönetici aday programıyla şirketinizde işe başlayıp) memnun kalan çalışanlarınızın anılarını iletişimlerinizde kullanın. Ana kural şu; sizin için konuşan bir ekip yaratın ve organizasyona bırakın!