Navigate / search

Güvenin Hızı

“Güvenin hızı” deyince ne anlıyorsunuz? Speed of Trust kitabını okuduğumdan beri bende ilk anladığımdan farklı anlamlar şekillenmeye başladı bu sorunun cevabıyla ilgili olarak.

Güven, hayatımızda her şeyin kaynağı. Bir araca binerken sürücüye, ekmek alırken fırıncıya, başımıza yastığa koyduğumuzda evimizi yapan firmaya, su içtiğimizde sucuya güveniyoruz. Belki bunu “evet güveniyorum” şeklinde yapmıyoruz, sadece kendimizi teslim ediyoruz.

Şirketlerde de durum farklı değil. Bir şirkette çalışırken o şirkete, kural, prosedür ve değerlerine, yöneticimize güveniyoruz. Ya da o kadar “güvenmiyor muyuz?”

Covey, Speed of Trust konusunda bu konuyu işlemişti. Bende de o günden beri bu kitapta okuduklarımla alakalı ışıklar yanıp söner oldu. İşte hem orada okuduklarımla tetiklenen, ve sonrasında kendi deneyim ve gözlemlerimle vardığım sonuçlar, önermeler.

 

  • Güven kazanmak, kaybetmekten daha zor. Güven kaybettiyseniz, kazanmak için kaybederken yaptığınızdan katı katı iyi şeyler yapmalısınız. Bu hem şirket ilişkilerinde, hem arkadaşlıklarda & evliliklerde geçerli.
  • Birlikte çalıştığınız kişilere güvenmeniz hızlı iş yapmanızı sağlar. Yöneticinizin size güvenmesi hızlı iş yapmanızı sağlar. Çalışanına güvenen yöneticiler, daha az soru sorar, daha çok sorumluluk verir. Evet, bu onları riske atabilir, ama çok soruyla yoğrulan, devamlı bir konuda hesap veren, kendini “sorumlu” hissetmeyen çalışanların gelişimine göre, güven telkin eden yöneticilerin ekiplerinin gelişimi çok daha hızlı olmaz mı?
  • Şirketler, çalışanlarında güven yaratmalıdırlar. “Doğum iznine gidersem, dönüşümde ne olurum? Bu kişi terfi aldıysa, daha kimler almaz ki? Performansımın iyi değerlendirilmediğini düşünüyorum. Yöneticim benim üstümden prim yapıyor. Ben daha çok çalışırken, yeterli ücreti şirketim bana vermiyor.” diyen çalışanların, etkinliklerinin de çok yüksek olmadığını söylemek mümkün. “Herkes için adalet” hiçbir şirketin önermesi olamaz. Hangi şirket, tüm çalışanlarına aynı anda son derece adil yaklaştığını söyleyebilir? Bu çok zor olsa da, politika ve prosedürlerle, kültür zenginliğiyle, yönetici kalitesiyle o sihirli güveni yakalamak mümkün.
  • Belirsizlik, güvensizliği getirebiliyor. İşin kötüsü belirsizlik ortamlarında kişiler de kendilerine olan güvenini kaybediyorlar. En güzel örneği satınalınmalar, birleşmeler, küçülmeler…Herkesin birbirine girdiği, beynin devamlı tehdit taradığı dönemlerde kim güvenden bahsedebilir ki? Bu süreçlerde şirketlerin güven ortamı yaratmak için açık ve şeffaf iletişimi benimsemesi çok önemli. Söylenenleri yapacağım diye hiçbir şey söylememek de güven telkin etmiyor. Bir şirket sorumlu ise, sözler verebilmeli ve arkasında olmalı diye düşünüyorum. Bu tabi yöneticiler için de geçerli.

Bu konular hakkında daha fazla çalışmak bilgi edinmek istiyorsanız, Speed of Trust incelemenizi öneririm. Hele burda  bir rapor yayımlamışlar, insan bak bak doyamıyor, tadından yenmez. Covey’e olan hayranlığım kat be katı artıyor.

Bol güvenli günler dilerim! :)