Navigate / search

Floransa & Venedik Yolcusu Kalmasın!

 

Seyahat;

Bir neden.. bir amaç… bir yaşam şekli. Benim için. “Seyahat olmasa, neden çalışıyoruz ki?” diyenlerdenim. Her seferinde de kendimi haklı çıkarmayı çok iyi bilirim! Bu yüzden de en ufak bir fırsata hemen bir uçal bileti bakıveririm!

23 Nisanı fırsat bilerek Floransa & Venedik turu yaptığımız doğrudur. Bu yazıda size her köşesiyle bu yerleri anlatmam mümkün değil, tek amacım gitmeyi planlayanların işine yarayacak bazı ipuçları vermek. (Bu vesileyle bana yardımcı olan sevgili Ersem Akyol’a da teşekkürlerimi bir borç bilirim!)  Haydi başlayalım!

 
Devamını oku

Bozcaada, toprak mı?

Neydi bozcaada?

Bir sevgilinin kendini tamir edişi mi?

Küçük bir kız için sokaklarında oyundan geçilmez bir kaçış mı?

Suda hayat bulmaya çalışan bir delinin en gerçek yanı mı? Neydi…

Her türlü övgüye değen, kimsenin elde edemeyeceği bir genç kızdı, hiç yaşlanmayan.

Her ne ise, en güzel şeylerden biriydi…

Her sokağında bir hikaye, tılsımı pencerelerdeki dantel perdelere sıkışmış, hep bekleyen-beklenen, misafir eden, ama ondan olmayan kimseyi uzun süre tutmayacak bir evdi. Belki de bu yüzden bir evim olsun diye hiç düşünmeden, sadece yanından geçerek onu seven, kendisi gibi seven, aşkını alamayacak ama arkadaşı olabilecek bir yolcu gibi bekledim onu.

 

 

Bodrum Bodrum…

Biliyorum, uzun zamandır ihmal ettim burayı…

Yeni iş değişikliği, üniversite derken, bir şekilde insan vakit bulup bilgisayarın başına oturamıyor.

Oysa ki hayat hızla akıp giderken, bir “dur” deme aktivitesi aynı zamanda yazı yazmak, bir de yalnızlığa karşı bir manifesto.

Benim en büyük kaçışlarım, her zaman seyahat ile oluyor. Uzak, yakın farketmez, iş için bile olsa, uçağa yada arabaya atlayayım oradan oraya yol alayım, yine dönecek bile olsam, kaçayım.

Bu haftasonu yaptığım kaçamak Bodrum idi. Yıllar önce geldiğim bu fazla popüler tatil mekanına, bir şans vermek idi amaç, iyi ki de vermişim. İşte bir kaç önerim:

  • Konaklama merkezde olmamalı, diskolar egemenliklerini ilan etmiş, seçim minibüslerinden bile daha çok ses çıkarıyorlar, uyumak mümkün değil.
  • Araba kiralamak şart. Biz Avis’ten bir Fiesta kiraladık, işimizi gördü.
  • Beach önerim kesinlikle Aspat Beach. Koyda, çimlere uzanıp, kuma da ayak basıp, denizde keyif yaparım, palmiyelerin gölgesinde takılırım diyenlere kesin tavsiye. 50 TL verile, harcama garantili, kafanız rahat olur.
  • Ah Gümüşlük… En sevdiğim. Güzel gölge ağacının nostaljisi, güneş batışının ana vatanı Gümüşlük. Biz Melengeç Restoran’da karar kıldık, karidesli mantıya, defne yaprağındaki deniz çuprasına bayıldık! İrmik helvasını da görünce kendimden geçtiğim doğrudur.
  • Kahvaltı mekanı olarak “Nar Çiçeği” ni denedik. Patlıcan reçeli bir harika, bazlama ekmek nefisti!

Sizi en nostaljik bir Gümüşlük anısıyla başbaşa bırakıyor, ben bir sonraki seyahatimi planlamak üzere internette yol alıyorum. Tüm “tatil için çalışanlar” aşkına!

Yaza veda ederken…

Yaz resmi olarak bitti. Eylül ayının bu ilk günlerinde, ben gibi “yaz bitmese” diyenler ise daha fazla nereye gidilebilir, ne yapılabilir peşinde…

Yine bu düşüncenin etkisi altında, 30 Ağustos tatilini de fırsat bilerek, 9 kişilik bir arkadaş grubuyla, Sivrice’nin yolunu tuttuk. Daha önce duymadığım ve görmediğim bu tatil beldesini, sizinle de paylaşmak istedim.
Devamını oku

Londra’ya hoşgeldiniz…

Yaz tatilimizin ilk durağı uzun zamandır görmek isteyip bir türlü fırsat bulup gidemediğim Londra idi.

Londrayı bir dünya metropolü, çeşitliliğin kucağı, özgürlüklerin şehri olarak tanıtmışlardı. 6 günlük seyahatimizden sonra gerçekten de öyle olduğunu söyleyebilirim.

Haziran ayı Londrayı gezmek için birebir. Hem o meşhur yağmuru tatmak hem de arada bir yüzünü açan güneşe gülümseme fırsatımız oldu.

En çok Tower Bridge’i beğendim. Hem gecesi hem gündüzü ayrı güzel bir mekan gerçekten de, insanı tarih ile nehrin buluştuğu bir yerde, hayaller dünyasına doğru bir yolculuğa sürüklüyor.

Devamını oku