Navigate / search

Cesaretin var mı şeffaf olmaya?

İlk olarak, şeffaflık ne demektir? Şirket şeffaflığı, bütün engelleri kaldıran ve şirket bilgilerine ücretsiz ve kolay erişimi sağlayan bir konsepttir. Yani, şirketten bireylere ve bireylerden şirkete olmak üzere 2 taraflıdır. Şimdi de bu 2 taraflı ilişki üzerinde konuşalım.

1.Şirketler iş anlayışlarını paylaşmalı ve belirli konulara açık olmalıdırlar.

Bence şeffaflık ve hesap verebilirlik her liderin iş yaşamındaki ana özelliği olmalıdır. Bir müdür bilgiyi paylaştığı, kararlarının arkasında yatan nedenleri açıkladığı, negatif bile olsa eşdüzeylerinden geribildirimleri kabul ettiği, iyi gelişmeleri kutladığı gibi kötüleri de belirttiği zaman katılımcı davranışlar için bir platform yaratmış olur. Liderler, başarı hikayelerini değil, yaptıkları hataları da anlatmaları için cesaretlendirilmelidir. Liderler, takımlarından sorular ve geribildirimler almalı ve bunlara da karşılık vermelidir.
 

“Bu, her kültürde pek kolay değil” dediğinizi duyabiliyorum. Evet, değildir; fakat birlikte bunu başarabiliriz.
• Bir şirket bundan nasıl yararlanabilir? İlgili bütün dökümanlar paylaşıldığında, insanlar işe daha yakın olabilirler ve finansal sonuçları da etkileyecek kadar daha iyi performans sergileyebilirler. Her şey şeffaf hale geldiğinde, çalışanlar istediklerini açıkça söyleyebilirler ve otorite suistimal edilemeyeceği için yozlaşma olasılığı düşer.
• Bir çalışan ondan nasıl yararlanabilir? Bazı kararlar bütün çalışanların fikirleri alınarak alınmalıdır. Böylece çalışan, yeni şeyler öğrenebilir ve tecrübe edebilir. Demokrasi, her şirket kültürü için önemli bir unsur olmalıdır.
 
2.Şimdi de dış görüşleri de almanın yararları üzerine konuşalım. Çalışanlar ve dış paydaşlar da iş hayatına katılmalıdırlar.
Şirketler daha fazla sosyal sorumluluk sahibi olmalı ve topluluklara açık olmalıdırlar. Peki bu yeterli midir? Pek sayılmaz.
 
Size bir hikaye anlatmak istiyorum. Bir gün dar bir sokakta yürüyen bir gezgin, taşocağında çalışan ve taş kesen 3 işçiyle karşılaşır. Her biri büyük birer parçayı kesmekle uğraşmaktadırlar. Gezgin ne yaptıklarını merak ederek ilk işçiye yaklaşır ve sorar. “Taş kesiyorum!” der ilk işçi. Bu sefer ikinci işçiye yöneltir sorusunu. “ Bu taşları kare şeklinde ve aynı boyutlarda kesiyorum. Böylece duvarda tam olması gerektiği gibi durabilecekler.” Cevabını verir ikinci işçi. Taş kesen işçilerin tam olarak ne yaptıklarını anlamaya biraz daha yaklaşır gezgin. Fakat biraz daha netleştirmek ister. Böylece üçüncü işçiye yaklaşır. Üçüncü işçi içlerinde en mutlu görünendir ve soruyu duyduğunda şu cevabı verir: “Bir katedral yapıyorum.”
 
Bu hikaye, bakış açısının ne kadar önemli olduğunu yansıtmaktadır. Şimdi de şirketlerin sosyal medyayla ilgili görüşlerini inceleyelim. Bazıları bunun daha bilinir olmak için bir “adım” olduğunu düşünür. Bu tarz şirketler birinci taş işçisi gibidir. Bazı şirketler de yeni fikirler edinmek ve vizyonlarının paylaşımı ve şekillendirmesi için kullanır. Üçüncü taş işçisi bu tarz şirketleri yansıtır. Bu şirketler yeni nesil devriminin sosyal medyada gerçekleştiğinin farkındadır ve ona yatırım yaparak fayda sağlamaktadır.
 
İyi haber şudur ki, sosyal medya yeniye odaklanırken, buna yatırım yapmak böyle değildir. Benim vizyonum şeffaflığı iş dünyasında yaygın hale getirmek ve her şirket kültürünün vazgeçilmez bir parçası yapmak.
 
Şeffaflığı ve onun 2 taraflı ilişkisini özetlemiş oldum. Bu doğrultuda gelecek için birkaç önerim olacak.
 
-Hatalarımızı kutlayalım. “Özgürlüğün, hata yapma özgürlüğü olmadan hiçbir değeri yoktur.” der Mahatma Gandhi. Finansal, insanlarla alakalı veya organizasyonel hatalar şeffaflıkla paylaşılabilmelidir.
-Birlikte “Benim koltuğuma otur programı” oluşturalım. Devlet ve iş hayatının liderleri, koltuklarını genç liderlerle paylaşıp onlara tecrübe edinme ve otoriteyi sorgulama fırsatı vermelidirler. Onları daha fazla soru sormaya teşvik ederek şeffaflığı ve hesap verebilirliği destekleyebilirler.
 
-Daha fazla hikaye anlatalım. Hikayeler tecrübeyi paylaşmanın en iyi yoludur. İyi hikayeler ve hatta kötü hikayeler..!
-Şirketlerimiz ve devletimiz sadece sosyal medyayı takip etmek için değil, yeni fikirler ve trendleri yakalayabilmeleri için “sosyal medya elçileri” atayabilirler.
 
Sonuç olarak, şeffaflığın, dürüstlüğün ve hesap verebilirliğin iş hayatındaki başarılı olmada ve çalışan bağlılığında olduğu kadar, yolsuzlukla savaşmakta da güçlü bir silah olduğuna inanıyorum. Şirketler bu noktada, daha şeffaf olmanın yollarını bulmalı ve yeni fikirler edinmek için sosyal medyaya ve genç nüfusa daha fazla odaklanmalıdır.
 
Mevlana’nın dediği gibi: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”