Navigate / search

Çalışan anne de mutsuz, çalışmayan da. Doğrusu ne?

Maternity (1963), Picasso

Türkiye’de çalışan kadınların %40’ının evlendikten / çocuk yaptıktan sonra işi bıraktığını biliyor muydunuz?

Peki Türkiye’de büyüklü küçüklü tüm firmalar toplandığında sadece %10’unda süt sağma odası olduğunu? Kalan şirketlerin süt sağma işi için revir ve wc’ye yönlendirme yaptığını? Sonra da “ben en iyi işyeriyim, kadınların yanındayım” diye ortada dolaştığını?

Kadınların da erkeklerin de, çocuk büyütmeyi sadece kadın işi olarak gördüklerini, bunun annelerin omzunda nasıl bir yük oluşturduğunu?

 

Nutricia Anne Bebek Beslenmesi kolları sıvadı ve bu konuda #annelerin1000gunu isimli bir araştırma ve çalışma başlattı. İşte oradan çarpıcı diğer sonuçlar:

    • İşi bırakan kadınların %56’sı mutsuz.
    • Şirketler «anne baba dostu» olarak algılanmıyor.
    • Annelerin %43’ü doğum sonrası işe dönerken endişe yaşıyor.
    • Öyle olmasa bile, yöneticilerin %70’i şirketlerinin anne baba politikalarının yeterli olduğunu düşünüyor.
    • Şirketlerin %90’ı kreş/kreş yardımı sağlamıyor (Kanuni olarak zorunlulukları olsa bile)
    • Anneler politika yetersizliğinden sadece 10 ay emzirebiliyor (16 ay emzirmek istediklerini söylüyorlar)
    • Şirketler iş mülakatlarında kadınların doğum yapma planlarını soruyorlar.
    • Anneler doğum izninin uzatılmasını istiyor.

Benim henüz bir çocuğum yok, bu deneyimi yaşamadım. Bunlar bu deneyimi yaşayan annelerin görüşleri elbet.

Ancak çocuğu olan arkadaşlarıma baktığımda, çok farklı dinamikler görüyorum. Genellemenin dibi olsa da durum şu: Çocuk planlanmaya başlandığı andan itibaren bir ek işten kaçınma, daha fazla işin/sorumluluğun altına girmeme dolayısıyla yarışta geride kalma başlıyor. Hamilelik döneminde de yorgunluktan kaçınan bünyeler, bebek de olduktan sonra artık önceliğini tamamen işten/kariyerden kaydırıyor. Bu durumun diğer oyuncuları da, “5 günlük” babalık izninin ardından işe dönen (hatta bunu bile kullanmayan belki?), belki isteseler de anneler kadar bebek sorumluluğunu alamayan erkekler, anlayışsız şirketler & destek vermeyen yöneticiler oluyor. Bir de bakmışız camdan tavan sendromundan bahseder, türlü çeşitli oran sendromlarıyla kadın sayımızı bir kritere oturtmaya çalışır (inşallah yönetim kademesi ayrıca istenmez diye düşünür (!)), yönetim kurullarında cımbızla kadın arar olmuşuz. Ha bir de işte kalan annelere, “şu canavara bak, bebek mi iş mi?” diye etiket yapıştırmayı çok seven bir topluluk da var. Gel de yüksel, kariyer yap, ne mümkün.

Peki doğumdan sonra işe dönenlere ne oluyor? Bir annenin sözlerini aktarayım, der ki; “İşe döndüğüm ilk gün, ilkokulun ilk günü gibiydi”. Bu derecedeki bir şaşkınlıktan bahsediyorum. Bunun üzerine uyum sağlamak için ne denli güç harcandığını, suçluluk duygusunun dibinin yaşandığını, çalışırken bir sürü endişenin deneyimlendiğini ekleyin. Kulağa çok hoş gelmiyor değil mi?

Bunlar provokatif sözler sevgili okur, farkındayım. Ancak şunun da bilinmesi gerekiyor ki, kadınların olmadığı şirketler, ortamlar, dost meclisleri eksiktir, tatsızdır. Pozitif ayrımcılık denen terime fazla inanmasam da, şirketlerin bu konuda elini taşın altına sokması, çalışma arkadaşlarının & yöneticilerin kadınları bu konuda desteklemesi, kadınların bu problemlerini göğüslerini gere gere söylemelerinin yolunun açılması şarttır.

Belki de en büyük yardımları kadınlar da kadınlara verir… Kızkardeşlik hangi günler için lazımdır? “Ben çektim, o da çeksin” bakış açısının tozlu raflara kaldırılması, işyerinde kadınların da birbirini koruyup kollaması için hangi günler beklenmektedir?

Bu datalar ışığında oturup da düşünme zamanı. Siz neleri değiştireceksiniz çalışan anneler & kadınlar için şirketlerinizde?