Navigate / search

Bozcaada, toprak mı?

Neydi bozcaada?

Bir sevgilinin kendini tamir edişi mi?

Küçük bir kız için sokaklarında oyundan geçilmez bir kaçış mı?

Suda hayat bulmaya çalışan bir delinin en gerçek yanı mı? Neydi…

Her türlü övgüye değen, kimsenin elde edemeyeceği bir genç kızdı, hiç yaşlanmayan.

Her ne ise, en güzel şeylerden biriydi…

Her sokağında bir hikaye, tılsımı pencerelerdeki dantel perdelere sıkışmış, hep bekleyen-beklenen, misafir eden, ama ondan olmayan kimseyi uzun süre tutmayacak bir evdi. Belki de bu yüzden bir evim olsun diye hiç düşünmeden, sadece yanından geçerek onu seven, kendisi gibi seven, aşkını alamayacak ama arkadaşı olabilecek bir yolcu gibi bekledim onu.

 

 

Coming soon!

Evet yazın rehavetinde, yeni işin yoğunluğunda olabilirim ama İK aktivitelerini unutmadım..

İşte sizinle paylaşmak istediğim gelecek konferans/aktivite programım. Hepsi ile ilgili detayları ayrıca bir postta yayımlamayı hedefliyorum, bakalım neler varmış:

  • People Make the Brand konferansı: Dinamo yine süper bir işveren markası konferansıyla geliyor, ben ön sıralarda yerimi izleyici olarak aldım bile. Daha fazla bilgi için: www.peoplemakethebrand.com Evrim Kuran kötüsünü yapmaz.
  • HR Dergi ile uzun zamanlı bir işbirliğimiz var. Ülgen ile her daim yüzyüze olamasak da kurduğumuz süper iletişim, bu işbirliğini katlayarak artırıyor. Stratejik Ücret Yönetimi oturumuyla orada olacağım: 12 Kasım’da Ücret Yönetimi Zirvesi’ndeyim. 
  • PERYÖN, alanının en iyisi, “iyi ki var” dediğimiz İK kurumlarından biri. Bu sene yine harika bir kongre bizleri bekliyor. Sevgili Şafak Pavey de olacak, umarım kendisiyle tanışma şansım olur. Kongre dahilinde, meslektaşım Demet Özdemir ile eğlenceli, interaktif ve bir o kadar da öğretici bir atölye çalışması ile orada olacağız. Detayları sitesinden almak mümkün.

İK Dünyasını yoğun bir sonbahar bekliyor, hazırlıklar şimdiden başlasın!

Bodrum Bodrum…

Biliyorum, uzun zamandır ihmal ettim burayı…

Yeni iş değişikliği, üniversite derken, bir şekilde insan vakit bulup bilgisayarın başına oturamıyor.

Oysa ki hayat hızla akıp giderken, bir “dur” deme aktivitesi aynı zamanda yazı yazmak, bir de yalnızlığa karşı bir manifesto.

Benim en büyük kaçışlarım, her zaman seyahat ile oluyor. Uzak, yakın farketmez, iş için bile olsa, uçağa yada arabaya atlayayım oradan oraya yol alayım, yine dönecek bile olsam, kaçayım.

Bu haftasonu yaptığım kaçamak Bodrum idi. Yıllar önce geldiğim bu fazla popüler tatil mekanına, bir şans vermek idi amaç, iyi ki de vermişim. İşte bir kaç önerim:

  • Konaklama merkezde olmamalı, diskolar egemenliklerini ilan etmiş, seçim minibüslerinden bile daha çok ses çıkarıyorlar, uyumak mümkün değil.
  • Araba kiralamak şart. Biz Avis’ten bir Fiesta kiraladık, işimizi gördü.
  • Beach önerim kesinlikle Aspat Beach. Koyda, çimlere uzanıp, kuma da ayak basıp, denizde keyif yaparım, palmiyelerin gölgesinde takılırım diyenlere kesin tavsiye. 50 TL verile, harcama garantili, kafanız rahat olur.
  • Ah Gümüşlük… En sevdiğim. Güzel gölge ağacının nostaljisi, güneş batışının ana vatanı Gümüşlük. Biz Melengeç Restoran’da karar kıldık, karidesli mantıya, defne yaprağındaki deniz çuprasına bayıldık! İrmik helvasını da görünce kendimden geçtiğim doğrudur.
  • Kahvaltı mekanı olarak “Nar Çiçeği” ni denedik. Patlıcan reçeli bir harika, bazlama ekmek nefisti!

Sizi en nostaljik bir Gümüşlük anısıyla başbaşa bırakıyor, ben bir sonraki seyahatimi planlamak üzere internette yol alıyorum. Tüm “tatil için çalışanlar” aşkına!